Devlet Bahçeli: Türk siyasetinde bir çürüme ve ahlak erozyonu var

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Zillet İttifakına yönelik sert eleştirilerde bulunarak, zillet partilerinin hırslarına yenildiğine dikkat çekti.

ANKARA (üçüncüsayfahaber) – Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Zillet İttifakına yönelik sert eleştirilerde bulunarak, zillet partilerinin hırslarına yenildiğine dikkat çekti. Devlet Bahçeli, “Türk siyasetini zehirli sarmaşık misali saran bir çürüme, bir ilkesizlik, bir ahlak erozyonu vardır.
Kuşkusuz bunun failleri zillet ortak paydasında buluşan siyasi partilerdir” dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bugünkü TBMM Grup Toplantısında yapmış oldukları konuşmanın üçüncü bölümünde Türk siyasetiyle ilgili değerlendirmelerde bulunarak şunları söyledi:
DOĞRU BİLDİKLERİMİZİ SÖYLEMEKTEN ÇEKİNMEYECEĞİZ
“Doğru bildiklerimizi, doğru gördüklerimizi, inandığımız değerleri birileri güceniyor, kızıyor veya rahatsız oluyor diye söylemekten çekinmeyeceğiz.
Varsın fincancı katırları ürkerse ürksün, yeter ki milletimizin sözü, hükmü ve iradesi yere düşmesin, düşürülmesin.
Demem odur ki, zülfü yâre dokunmak gerekiyorsa onu da yapmaktan geri durmayacağız.
Biz olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan Milliyetçi Hareket Partisi’yiz.
Türk siyasetini zehirli sarmaşık misali saran bir çürüme, bir ilkesizlik, bir ahlak erozyonu vardır, kuşkusuz bunun failleri zillet ortak paydasında buluşan siyasi partilerdir.
Bu teşhisimizi objektif kriterler, sarsıcı gelişmeler, alarm verici ilişki ağları ekseninde koyduğumuz iyi bilinmelidir.
ZİLLET İTTİFAKINA ELEŞTİRİLER
Zillet ittifakı bürokrasiyi tehditten, yabancı misyon şeflerini tebrikten, teröristleri taltiften, emperyalizme teşrifatçılıktan, her türlü tefrikadan özel bir haz almaktadır.
Türkiye’ye karşı nerede bir cephe açılmışsa maalesef CHP’sinden İP’ine, HDP’sinden diğer marjinal partilerine kadar hepsi içindedir.
Bu utanç verici, bu yürek burkan tablo ülkemizin en derin yarasıdır.
Hırslarına, nefislerine, egolarına, küçük heveslerine yenilmiş zillet partilerinin Türkiye’nin hem yönetim sistemiyle, hem milli birliğiyle, hem de istiklal davasıyla iflah olmaz meseleleri vardır ve maalesef gerçekler gün gibi meydandadır.
KILIÇDAROĞLU, SAVAŞ NEREDEDİR?
Kılıçdaroğlu, geçen hafta bir Yunan gazetesine demeç vermiş, yine çuvallamış, bulanık aklının dibindeki kalın tortuları göstermiştir.
Demiş ki, “iktidara geldiğimizde Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nı kuracağız. Neden Savaşıyoruz?”
Sayın Kılıçdaroğlu, savaş nerededir? Savaşan kimdir?
Terörle mücadeleye hayır diyen, Türk askerine hayır diyen, buna karşılık terör örgütlerine evet diyen yozlaşmış bir zihniyetin savaştan anladığı, savaşla kast ettiği nedir?
Irak’ın kuzeyinde icra edilmiş Pençe Harekatı kapsamında yedi ay içinde 831 teröristin etkisiz hale getirilmesi, 1407 mağara ve sığınakların imhası Kılıçdaroğlu’nu rahatsız mı etmiştir?
Mavi Vatan’daki dik duruşumuzla birlikte Libya, Irak ve Suriye’de barış ve istikrarın müdafaasını yapmamız uykularını mı kaçırmıştır?
Kırmızı listedeki terör elebaşlarını nokta operasyonlarla tasfiye etmemiz kabus mu yaşatmıştır?
KILIÇDAROĞLU’NUN DİLİNİN ALTINDAKİ BAKLA NEDİR?
Türkiye düşmanlarıyla kucaklaşmak maksadıyla helalleşme sayfası açan Kılıçdaroğlu’nun dilinin altındaki bakla nedir?
Yunan gazetesine, Akdeniz ve Ege’deki egemenlik mücadelemizin haklılığını anlatmayan, Yunanistan’ın artan tahriklerine ve silahlanmasına tepki göstermeyen CHP Genel Başkanı bir kez daha yanlışa gömülmüş, bir kez daha gayri milli siyasetini deşifre etmiştir.
İşte CHP budur, işte Kılıçdaroğlu böylesi bir çıkmazın anaforundadır.
Diğer yandan, bu partinin bir grup başkanvekili televizyona çıkmış, “HDP’nin PKK ile ilişkisi olduğunu görmedim” diyecek kadar milli gerçeklerden kopmuş, Kılıçdaroğlu’nu tamamlamıştır.
BE HEY GAFİL…
Be hey gafil, bakıyorsun, ama görmüyorsun; görüyor, ama itiraf edemiyorsun.
PKK ile HDP’nin kanlı madalyonun iki yüzü olduğunu cümle alem gördü de bir tek siz mi görmediniz, yalnızca siz mi fark edemeniz?
Bu nasıl boş kafadır? Bu nasıl pes etmiş, teslim olmuş, katile hayran olmuş sefil bir zihniyettir?
Bununla da kalmayan bu siyasi bedhah, “Demirtaş’ın ve Kavala’nın tutukluluğunu doğru bulmuyoruz” açıklamasıyla CHP’nin kimlerin elinde un ufak olduğunu ispatlamıştır.
DEMİRTAŞ’IN DEMİR PARMAKLIKLARIN ARKASIDIR
Demirtaş’ın niye tutuklu olduğunu ben söyleyeyim, çünkü teröristin yeri sokaklar, siyaset koridorları, özgür bir hayat değil, demir parmaklıkların arkasıdır.
Bu ülkede kuyumuzu kazmaya çalışan Sorosçulara müsamaha yoktur, bunların da adresi cezaevidir.
CHP yönetiminin teröristlerle ve Sorosçularla bu denli iç içe geçmesi öncelikle geçmişlerine, kendi partililerine hakaret, hatta hıyanettir.
Kılıçdaroğlu’nun “iktidarımızda başörtülü bakan olacak” ifadesi de sömürüdür, istismardır, vaki gerçekleri görememenin hüsranıdır.
BAŞÖRTÜSÜ MESELESENİN ÇOK GERİLERDE KALDIĞINDAN HABERİ YOK
İktidara gelmesi hayal olan bu zihniyetin Türkiye’de başörtü meselesinin çözüldüğünden, artık bu meselenin çok gerilerde kaldığından haberi yoktur.
Siz başörtülü bakanı konuşmaktan önce, ikna odalarında eziyet ettiğiniz, üniversite kapılarından geri çevirdiğiniz gencecik kızlarımızın hesabını verin de görelim. 
CHP ile İP’in paçası tutuşmuş olacak ki, genel başkanlar düzeyinde birbirlerine ziyaretleri sıklaştırmışlar, en son olarak asık ve mutsuz yüz hatlarıyla kamuoyunun huzuruna çıkmışlardır.
Ne yaparlarsa yapsınlar, milletin demokratik tecziyesinden kesinlikle kurtulamayacaklardır.
İP’İN BAŞKANININ DİLİ BÖLÜCÜ BİR DİL
İP’in başkanı, Türkiye’nin farklı farklı mahallere bölündüğü söylüyor.
Bu dil bölücü bir dildir. Bu üslup zararlıdır, zillettir.
Türkiye doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine birdir, bütündür, Türk milleti ise büyük ve kutlu bir ailedir.
Bölünen mahalleler değil, zilletin ta kendisidir.
Ne sokaklarımızı, ne mahallelerimizi, ne şehirlerimizi, ne vatanımızı, ne de insanlarımızı bölmeye hiç kimsenin, hiçbir alçağın gücü yetmeyecektir.
İP BAŞKANINA YÜZDE 50 ARTI BİR CEVABI
İP Başkanı, yüzde 50+1’in şahsıma sorulmasını istemiş.
Bu arada gazetelerde, televizyon ekranlarında hala yüzde 50+1 tartışması kıyasıya devam etmektedir.
Bilen de konuşmakta bilmeyen de atıp tutmaktadır.
Tam bir kafa karışıklığı hakimdir.
Şimdi beni iyi dinlesinler, onlara yüzde 50+1 anlatayım da biraz ders alsınlar, sonuç çıkarsınlar, bu konuyu da daha fazla sündürüp sağa sola çekiştirmesinler.
Cumhurbaşkanının iki turlu seçimle, doğrudan halk tarafından ve “geçerli oyların salt çoğunluğu”yla, yani yüzde 50+1 oyla seçilme kuralı 21 Ekim 2007 tarihli Anayasa değişikliği ile kabul edilmiştir. 
Bu usul getirildiğinde Anayasa’da “parlamenter sistem” öngörülmekteydi. 
16 Nisan 2017 tarihli Halkoylamasıyla “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne geçilmiş, fakat Cumhurbaşkanının seçim usulü değiştirilmemiştir. 
Lütfen dikkat buyurunuz, dünyada Cumhurbaşkanı veya Devlet Başkanını halkın seçtiği 99 ülkede geçerli oyların yüzde 50+1’ini alan adayın seçilmesi anayasal norm olarak kabul edilmiştir.
Yine dünyada 103 ülkede Cumhurbaşkanını veya Devlet Başkanını halk seçerken bunlardan 99’unda salt çoğunluk uygulanmaktadır.
Cumhurbaşkanı ya da Devlet Başkanının halk tarafından seçilmesinde uygulanan ikinci usül yüzde 40+10 olarak isimlendirilen sistemdir. 
Altını çizerek ifade etmek isterim ki, bu sistem sadece Bolivya, Kosta Rika, Ekvator ve Arjantin’de geçerlidir.
Mezkur bu sistemde iki turlu yapılan seçimlerde ilk turda geçerli oyların yüzde 40’ını alıp en yakın rakibine yüzde 10 fark atan adayın ilk turda seçilmesi esas kabul edilmiştir.
Bolivya Anayasası’nın 166. maddesini, Kosta Rika Anayasası’nın 138. maddesini, Ekvator Anayasası’nın 143. maddesini, Arjantin Anayasası’nın 96, 97 ve 98. maddelerini uyanık bir gözle inceleyenler çarpıcı gerçeklerle yüzleşeceklerdir.
Bu ülkelerde aslında geçerli oyların salt çoğunluğu, kısaca yüzde 50+1 şartı aranmakta, eğer adaylardan biri ilk turda yüzde 40 ve üzeri bir oy alır ve en yakın rakibine yüzde 10 fark atarsa ikinci tur seçime gerek kalmamaktadır.
Tek turda yüzde 40 oyla seçilme yöntemini öngören ülke örneği dünya üzerinde yoktur. 
Böyle bir tercihin olması halinde yürütme organının seçiminde “demokratik meşruiyet sorunu” doğacaktır.
Devlet Başkanını veya Cumhurbaşkanını halkın seçtiği tüm sistemlerde demokratik meşruiyet gereğince geçerli oyların salt çoğunluğu ile seçilmesi temel kaidedir.
Salt çoğunluk usulünü değiştirmeye kalkmak ve bu konuyu tartışmaya açmak yönetim sistemine karşı güvensizliği ve şüpheyi körükleyecektir.
Takdir ederseniz ki bu doğru değildir, masum bir talep değildir, Türkiye’nin çıkarına uygun olamayacaktır.
YÜZDE 40’I DİLLENDİRMEK BAŞKALARININ DEĞİRMENİNE SU TAŞIMAK
Bize göre, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi lehine söylenebilecek en güçlü argümanlardan biri, yüzde 50+1 oyla iktidara gelebilmek için partiler arası uzlaşmayı sağlaması ve kutuplaşmayı azaltmasıdır.
Milli birlik ve bütünlük için hayati önemde olan bu güçlü yönü savunmak yerine, bundan geri adım atma anlamına gelen yüzde 40 oranını dillendirmek başkalarının değirmenine su taşımaktır.
Bunu uluorta konuşanlar da iyi niyetli sayılamayacaktır. 
Geçtiğimiz yüzyıla mühür vuran isimlerden birisi olan Prof.Dr.Feridun Nafiz Uzluk aynen şunları ifade etmişti:
“Kanuni Sultan Süleyman bir gün, vezirlerini toplar ve ‘memleketin hakiki sahibi kimdir?’ diye sorar. Vezirler bu soruya ‘sizsiniz’ diye cevap verir. Kanuni ise ‘hayır millettir’ diye karşılık verir.”
Millet ne diyorsa onu yaparız, onu söyleriz, onu savunuruz. 
Bundan da asla şaşmayız.
Unutmayalım ki, esas olan milletin gönlüdür, güvenidir, güvenliğidir, bekasıdır, saadet ve selametidir.
Gökten düşenin parçası bulunur da, Allah muhafaza gönülden düşenin parçası bile bulunamaz.”

SİYASET 23.11.2021 11:57:00 0