Güler HASANLI - ÖZGECAN


Bir de uyan, Azerbaycan!

Ne zaman hatırlasam hüzünlenirim, hiddetlenirim; Kelbecer'in işgalinde Elçibey'in helikopter isteğini dönemin Türkiye hükümeti duymazdan geldi, Elçibey çaresiz bırakıldı.


Bu davada son sözü bekle zaman diyecek,
Ki, zaman da sözünü vallah yaman diyecek.
Yemin ki, seni satan bir gün "aman" diyecek.
Eser değil bu yazı haykırıştır, isyandır;
Karadan da karası milletime nisyandır.
Gece güne erecek, cümle dağ taş emindir.
Bu sese isyan dedim, aha bu da yemindir!

Ahmet Afşin Efkarlıoğlu

Yıl 1988, Kasım'ın 17'si... Bakü'nün caddeleri, sokakları yeni tarihin en izdihamlı sayfasına şahitlik ediyordu. Yüz binler Azatlık Meydanı'na akııyordu. Asrın başında yarım kalan Karabağ konusu yine patlak vermişti. İrevan, Zengezur ve Karabağ bölgelerinde Azerbaycan Türklerine karşı etnik temizleme taktiği uygulanmasına itiraz, geçmişin ağır acılarının bezginliğinden sabır sınırını çiğneyen halk sokaklara akın etti. Şuşa'nın Tophana Ormanı'nın kesilip satılma ihaneti ilk sebep olarak insanları meydana çıkardı. Bu meseleyle başlayan ayaklanma sonraları Azerbaycan Milli Azadlık Harekatı'na çevrilecekti...

Sabahın ilk ışıklarıyla bütün şehir genç, yaşlı, kadın, çocuk demeden herkes tek şüar ile meydana doğru yürümeye başladı. İlk gün yüz binleri bulan akışma ilerleyen günlerde bir milyona ulaştı. Kimse açlığa, susuzluğa, hastalığa aldırmadı. O günleri anlatan şahitlerin dediğine göre 18 gün süren meydan ayaklaşmasında bir tek dahi hırsızlık olayına rastlanmadı. Bütün halk tek yumruk olup "Azadlık" diye yeri göğü inletti...

Millî Azadlık Harekatı'nın önderi Elçibey o günleri böyle hatırlıyordu:

"Önümüzü kesen rus askerler coplarını kafamıza vurarak "alın size azadlık", "Türklere ve Tatarlara azatlık olmaz." (Millî Harekat sürecinde ruslar Azerbaycan Türklerini Tatar olarak adlandırmışlar. Guya, Kırım Türkleri ve Ahıska Türkleri nasist Almanya'sıyla işbirlikçi oldukları için sürgünü yaşadılar. Düşmanlığın temeli oradan geliyordu. Ayrımcılık üreten kendileri olsa da bizi kendi esaret sistematiklerinde ayırmadan kitleleştirmiştiler. Hepimizin adı Türk-Tatardı.) Arkadaşlara dedim, dövülsek de, hapsedilsek de güllelenmediğimize şükr'edelim. Güney Azerbaycan'da Settarhan harekatında, Hiyabani isyanında, Pişeveri (21 Azer) harekatında ne kadar insanımız öldürüldü. Ancak milletin azatlık ruhunu kırmak mümkün değil. Bütün dünya bilsin ki, Azerbaycan Türk'ü için azatlık sevgisi Allah sevgisi kadardır ve bunu hiç bir kuvvet onun elinden alamayacak."

17 Kasım'da başlayan ayaklanma on sekiz gün sürdü. O zaman Lenin'in adını taşıyan meydanda milyondan fazla insan vardı. Taleplerinin dinlenilmesini bekleyen halkın izdihamını dağıtmak için daha önce Afganistan'da katliam yapan on iki binlik Kızıl Ordu Birlikleri Bakü'nün etrafındaki bölgelere sevkedildi. Bakü'de olağanüstü hal ilan edildi. Şehir, herhangi bozucu eylemi ciddi şekilde bastıramak için kuşatıldı. Meydan harekatını başlatan başta Elçibey olmak üzere çoğu harekat öncüleri tutuklanarak sert rejimli Bayıl Hapishanesine gönderildi. Millî mitinglerden sonra şehirde ölüm sessizliği hüküm sürüyordu. Rus askerler, caddelerden geçen halkla alay ederek "azadlık isteyenlere bakın, yoktur size azadlık" deyip gülüyorlardı...

1988 sonu başlayan uyanış süreci 1990 20 Ocak gecesinden sonra Azadlık Harekatını bağımsızlığa kadar götürecekti. Sovyetler'e dahil olan 15 ülkenin hepsinde çalkalanma vardı ama dağılmayı hızlandıran merkez Bakü'ydü. "Öldü var, döndü yok" diyen halkın direncini tanklarla kırabileceklerini sandılar. Uluslararası kuralları hiçe sayan Moskova yönetimi harekatı bastırmak için çok alışık olduğu uygulamayla tanklarını Bakü'ye sürdü. 

Takvim 1990 20 Ocak'ı gösteriyordu. Elinde bir sopası bile olmayan direnişçilerin üzerine tanklardan ve odlu silahlardan binlerce mermi yağdırıldı; tıpkı Srebrenitsa'yı (1995) kana boyayan Sırp caniliği gibi... Tek suçları Türkmen olanların Altunköprü'de (1991) düşmanın düşmanı tarafından günahsızca katledildikleri gibi... Gulca'da (1997) totaliter yönetime karşı çıkan, uluslararası basının da izlemesine rağmen yüzbinden fazla Uygur Türkünün idamıyla sonuçlanan katliam gibi... Yerler ve zaman farklı olsa da hedefteki tek millet Türk'tür...

Azerbaycan Halk Cephesi, halka kırk günlük greve gitme çağrısında bulundu. Ülke genelinde bütün fabrikalarda çalışanlar Bakü'de gerçekleşen cinayetin failileri bulununcaya kadar grev yapma kararı aldı. Böylece Azerbaycan'da hayat durma noktasına geldi. Karabağ sınırında ise Ermeni baskısı boyutunu aşmış, ülke halkıyla birlikte tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıyaydı. 1988'in sonlarından Ocak hadisesine kadar artık yüz binler sürgün edilmişti. Gerilimin yükselmesine bir başka sebep; göçe zorlanan mağdur halkın Bakü, Sumgayıt ve etraf bölgelere yerleşmek zorunda kalması, yerli halkın da geçiminin zorlanması, üstelik provokasyon yaratan sosyalist işbirliğindeki Ermeni kişilerin Sumgayıtlı Ermenilerin evlerini kundaklayıp, kadınlarına tezavüz edip, suçu harekat öncülerinin üzerine yıkıp olayların şeklini değiştirmek istemesi oldu. Halk inanmamıştı; daha kurulmamış Halk Cephesi gönüllülerinin böyle haince iş yapmasına...

20 Ocak katliamı Elçibey'in Azatlık Radyosu aracılığı ile yayımladığı beyanatla duyuruldu. 1990 19 Ocak akşamı televiziya - radyo yayımcılık obyektleri ve enerji bloklarının patlatılmasıyla dünyayla iletişimi kesilen Azerbaycan'daki olayları uluslararası arena ya izleyemiyordu, ya da sessizliğini koruyordu. Çünkü azatlık isteyen halk mutlaka bedelini ödemeliydi. Mutlaka o zilletli sancıyı tek başına çekmeliydi...

Devre üstün körü seyahat etmişken Taşaltı Ameliyatı'nın ve Karakent Faciası'nın da adlarını buraya iliştireyim; belki duyan araştırmak, içeriğini öğrenmek ister. Yaşanan onca şeyden daha da acısı o ki, Azerbaycan bağımsızlık uğrunda acı, ızdırap çektiği zamanda bile koynunda besleyip büyüttüğü öz yavrularının ihanet ve hainliklerinin üstesinden gelemedi. Belki de Azerbaycan'ın yakın tarihteki en ağır kaybı Karakent faciasıdır (1991).

Sebepkarlar bulunmadı, çünkü suikast dosyası sebepkarın elindeydi. Onlarla kurulacak millî hükümet içimizdeki "düşmanın dostu" için büyük engeldi. Onun için de hepsini bir helikoptere bindirip savaş bölgesine gönderdiler. Sınırdaki vaziyetle yakından ilgilenmek için havalandırılan, Azerbaycan'ın üst düzey yetkililerini taşıyan helikopter Hocavent'in Karakent köyünün üç kilometreliğinde bilinmeyen sebeple kazaya uğradı. Olay sırasında helikopterde bulunan herkes; hükümet kurup devlet idare edecek 13 görkemli şahsiyet suikast kurbanı oldu. Taşaltı Ameliyatı'nı ölen asker sayısı az olsa da Sarıkamış'a benzetiyorum. Karabağ savaşında yaşanmış bir çok hadise var ki, onların üzerinde bugün de muamma perdesi var. Sanki nereden uzandığı bilinmeyen bir el bütün planları yenilmek uğrunda bozuyordu...

Şuşa Laçın yolunun güvenliğini sağlamak için Şuşa'nın Taşaltı köyü yakınlığında hayata geçirilmek istenen harp ameliyatı uğursuzlukla neticelenmiş ve iştirak eden bütün askerler şehit edilmişti. Bir Ermeni komutanın anlatımına göre 90 kişilik heyetin katıldığı ameliyat pusuya düşürülerek dağıtılmış, sonraları olaylara bağlı "Kanlı Dere" olarak adlandırılan derede donmuş asker naaşları üst üste yığılmıştı. Bu gün bile onlarca asker itkin sayılıyor. 

33 yıl önce, 1988 Kasım ayında başlayan, adım adım bağımsızlığa giden Harekat Dövrü'nü çok kısa özetlemeye çalıştım.

Azerbaycan bunca acıyı, çileyi niye yaşadı, bunca mücadele ne içindi? İlk önce yağmalanan servetinin üçte birinden bile yararlanamayan halk hakkını talep etti. Bunun da çaresi sadece özgür idarecilikti. Müstakil olmanın en başlıca kuralıysa işgalcı orduyu sınırlardan çıkarmak, talancı rejimi hükümden düşürmekti. Azerbaycan bunu tek başına başardı. Hem de çok ağır şartlarda; desteksiz, kol zoruyla değil azim ile, irade ile.

Peki sonra n'oldu? Bağımsızlığın sadece adı kaldı. 1992'de kurulan Milli hükümetin, 80 binlik ordusunun bir askerinin dahi burnu kanamadan çıkarıp ülkesine gönderdiği orduyu öz elimizle geri getirdik. Tarih bizi eğitemedi, yaşadıklarımızdan ders almadık. Bütün emekler heba oldu. Şart değil ki, işgalcının adı Sovyetler ya da başka bir emperyalist sistem olsun. Siz istediğiniz kadar görmezden gelin, Azerbaycan bu gün işgal altında, hem de görünen bağımsızlık adı altında milletin illeti çıkana kadar ezildiği vahim bir işgal...

Dahasını 1937'de yaşamıştık. Önceler, "bir millet iki devlet", "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" gibi tezahüratlara kanıyorduk, şimdi kanmıyoruz. Birinci Karabağ Savaşı'nda bile Yusuf Ziya Arpacık komutasındaki Rüsgar Birliği'nin gelmesi dışında Türkiye'mizin resmi ya da manevî desteği olmamıştı.

Ne zaman hatırlasam hüzünlenirim, hiddetlenirim; Kelbecer'in işgalinde Elçibey'in helikopter isteğini dönemin Türkiye hükümeti duymazdan geldi, Elçibey çaresiz bırakıldı. Zaten içten yıkmak isteyenler ona karşı bütün cepheleri zaptetmişti. Türk İslam Ordusu gelişini unutmadan da, Ülkücü kesimin milliyetçi duruşuna asla laf edemeyiz, fakat Türkiye bu güne kadar resmiyetli şekilde Azerbaycan'a sahip çıkmadı; tezahürat dışında...

Abdullah Çatlı, Kaşif Kozanoğlu ve adlarını bilmediğimiz nice gizli kahramanlar sessiz sessiz savaşırken biz sadece kürsülerden tezahürat dinledik. Tezahürat demişken; Türk Devletleri Teşkilatı'nın çizdiği haritada 40 milyon Türk'ün yaşadığı Güney Azerbaycan yoktur. Turan'ın yolu Tebriz'den, Erk Kalesi'ne kurt başlı sancak dikmekten geçer. Bu iş siyasetin dışına çıkmadıkca inancımız tezahürattan öteye geçmeyecek. Duygusal yönden uyutuluyoruz.

Hadiseler hafızamda canlandıkca herkesten çok Elçibey'e kırgınlık hissediyorum. Zamanında, ölmesi gerekenler ölmesin diye meydanı terk ettiği için. Adı ister hata olsun isterse de yenilgi, yaşanması gerekeni yaşamadığımızın bedelini ödemeliyiz. Yeniden uyanman gerek sevgili yurdum. Tekrar çekmen gerek o ağrıları. Kabullenmek çetin olsa da bir de çalkanmak gerek. İster azimle ister inatla, ister gayretle ister hırsla bir de kalk Azerbaycan! Bir de tekrar silahlan! Ve bu günlerde yine yüreğimiz yaralandı; asırlardır komutasındaki orduları viran için, yağma için, gasp için süren tarihî rus generalların büstleri koyuldu, Karabağ'da Rus barış meraklılarının zapt'ettiği bölgedeki askeri alanda. Zafer deyip yumruk sallayanların ruhu sızladı mı acaba. Sisiyanov da var mı bilmiyorum ama eminim en az onun kadar öldüreni vardır aralarında. Zamanla Stalin'i de koyarlar bizim gözü boyalılar balon şişirip kellesine takar "zaferimizi" kutlarlar. Bu vatan böyle "şanlı zaferleri" çok gördü. Stalin sevgisinin Allah sevgisinden üstün olduğunu inançları söküp yerine calak eden zorbalık ne çabuk unutuldu? Gorbaçov'un tankları, Lenin'in gözünde toplu toplu ölmesi gereken kitle, Stalin'in nazarında koyun sürüsü olduğumuz, Bağırov'un "baltası", on beş dakikalık ölüm mahkemeleri ne çabuk unutuldu? Tam da bu yüzden 1988 yılının en mücadeleci halkı olma adını alacak kadar direnişe ihtiyaç duyduğumuz ne erken silindi kan hafızamızdan?

Azerbaycan yönetimi bir kenara Ankara yönetimine kırgınız. Ateşkes imzalandığında hepiniz döngünün fitneden ibaret olduğunu bildiğiniz halde "zafer" deyip Azerbaycan'ı kutladınız. En çok size kırgınız Ankara'daki siyasi yetkililer. Zafer mi, nerde, canımız yine yandı. Üç gün önce yurdun her köşesine şehit ateşi düştü. Ben, "şehitler ölmez, vatan bölünmez" fikrine de karşıyım. Nasıl ölmez? Git bunu bir de anasına sor. Şehitler ölür, hem de daha doğmamış yavrularıyla, gün yüzü görmemiş umutlarıyla birlikte ölür. Kiralarda büyüttüğü çift yavrusunu yan yana defneden ataya sor, yüreğine taş gibi düşen acısını dindirecek mi, "oğulların yüreklerde yaşayacak" avuntusu?

Satan sağ oldukca vatan sağ olmaz. İnsan kendi yazdığına kendi ağlar mı? Ben yazarken ağladım... Ağlamak zayıflık işaretidir ama bu kadar eziyetle kazanılan azadlığın ziyan olmasına, çekilen çilelerin karşılığında memleketimin tam bağımsız olmayışı Nesimi'nin derisi soyulduğu gibi ruhumu soyuyor. Ruh soyulması çok çekilmez bir histir. Ve sanırım en çok milletin derdine aşîna olmakla anlarsın bunu...

Silahsız dayanmağa bir qırpım da hakkın yox,
Gözlerin qoşalüle, kipriklerin qılınc, ox!
Bilirem, alınmışdır elinden ov tüfengi de...
Arxalı köpeklere nifretinle silahlan...
Bilirem Savalan'dan ağırdır derdin, yükün
Qefesdesense qır, qopar qefesinle silahlan!

Yine dirçel Azerbaycan, bir de kalk! Şerefinle silahlan! Ya uyan, ya tamam yan!..