Niyazi TUNCER / CAN MAMAK


Biz yaşadık, siz yaşamayın!

Sevgili gençler sözüm size… Bizler bugünkü senaryonun arşivlerde kalan filmini yaşadık, sakın ha oyuna gelip de sizler yaşamayın. 


Bu filmi biz daha önce izledik, gördük, yaşadık.

Hem de daha dün kadar yakın bir zamanda… 

Kara Eylülün kara kalplileri tarafından yol verilen siyasiler ve siyasi partiler, güzelim Türkiye’mi öyle bir hale getirmişlerdi ki… 

Yolsuzluğun ve yoksulluğun tavan yaptığı, kamu bankalarının battığı kara dönem… Televizyon kanallarının canlı yayınlarında açıklanan yolsuzlukların ortaya çıkması ile hükümetlerin bozulduğu süreç… 

28 Şubatların ne acıdır ki, siyasiler tarafından alkışlandığı, okul kapılarında başörtülü kızlarımızın zulme uğradığı dönemin sonlarına gelindiği zaman.

Sözde anketçi sahtekârların barajı aşamaz dediği parti, sandıktan ikinci çıkmış, ortağı olduğu koalisyon hükümeti yeni güvenoyu almıştı ki, ülkemizin büyük bir bölgesini yerle bir eden o felaket, 20 binden fazla canımızı almış, 50 bin civarında canımız da yaralanmıştı. 

İşte tam da bu yaralar sarılmış, gelen kış mevsiminde aç ve açıkta kalmasınlar diye, enkaz altından çıkarılmış canlar, önce50 bin civarında geçici konutlara yerleştirilmiş, sonra da kalıcı konutlar yapılarak, hani şu; bunlar afet evleri değil, bunlar villa gibi evler diye Mecliste soru önergesine muhatap olunan evlere yerleştirilmişti.

Acılar elbette hala dinmez ama yaralar sarılmış, yolsuzlukların üzerine gidiliyor, yeni yasalar çıkarılıyor, başlangıçta bazı endişeler olsa da, milletin güveni artıyordu. 

İhale yasaları değişiyor, kamu bankalarının o zamana kadar gizlenen zararları açıklanıyor, gerekli tedbirler alınıyordu. Bütün haksız ve adaletsiz uygulamaların üzerine gidiliyor, ülkenin kalkınma yolları açılıyor, devletin gücüne güç katılıyordu.

Ülkemizin çevresinde olup bitenler ise; bu günlerde yaşadığımız, milyonlarca insanın katledilmesi, namuslarına tasallut edilmesi, yurtlarından vatanlarından sürgün edilen göç ve göçmenlerin kaderleri yazılıyordu. 

Kendi yaralarını sarmış ayakları üzerinde durmaya başlamış Türkiye’ye, “Sen bu işlere karışma, çevrende olup bitene bakma; kendi işine bak, biz Orta Doğuya gireceğiz. Ege’de istediğimizi yapacağız, Akdeniz ve Kıbrıs’ı istediğimiz gibi organize edeceğiz, siz karışmayacaksınız” denildiği günler… 

O günkü koalisyon hükümetinin dik duruşu, “Biz bu olup bitenlere sessiz kalamayız” diye itiraz etmesi üzerine yaşatılan sözde kriz, düzmece 2001 ekonomik krizi ve 57. Hükümetin yaşadıkları tam da bu gün yaşananlarla aynı idi. 

Bir anda piyasalar alevlendiriliyor, esnaf ve çalışanlar köpürtülüp sokaklara salınıyordu. Velhasıl her yönden topyekun saldırılıyordu. 

İhanetin vazgeçilmezleri olan içimizdeki işbirlikçiler devreye sokularak, yangına benzin döküyorlardı.
O günün Merkez Bankası Başkanı daha sonra yüce adalet karşısında hesap veriyor, görevi kötüye kullanmaktan ceza alıyordu.

Bu günde yaşadıklarımıza bakın ki, yine eski bir Merkez Bankası Başkanı milleti gece yarısı nöbetine çağırıyor. Neden? Halkı tedirginliğe, piyasaları karışıklığa sürüklemek için.

Bu çağrıya kendi genel başkanları uyuyor, gece yarılarına kadar nöbet bekliyor, bir şey olmayınca da sonradan çıkıp özür diliyor.

Sevgili gençler sözüm size… Bizler bugünkü senaryonun arşivlerde kalan filmini yaşadık, sakın ha oyuna gelip de sizler yaşamayın. 

O kara günlere karşı bir avuç Ülkücü ve Türk milliyetçisi, elinden gelen gayreti sarf etmesine rağmen, yeteri kadar engel olamadık. 

Ancak sizler bu gidişe dur diyebilirsiniz. 

Farklı dünya görüşleriniz olsa da, farklı partilere oy veriyor olsanız da, vatanınıza, milletinize ve devletinize yapılan saldırılara karşı koyabilirsiniz. 

İnanıyorum ki bu bilgi birikim, bu güç kuvvet, bu cesaret sizlerde fazlası ile mevcuttur. 

Her şey gelip geçici… Bakınız o günkü siyasi partilerin büyük çoğunluğu tarihin tozlu raflarında yerini alırken, yine o günkü siyasilerin büyük çoğunluğu toprağın altında hesap gününü beklemek üzere yerlerini aldı.

Onun içindir ki hepsi gelir geçer, baki olan vatan, millet ve devlettir. 

Ne olursak olalım vatanımıza milletimize ve devletimize sahip çıkalım. 

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki “Akıllı Müslüman bir delikten aynı yılana iki kere ısırılmaz.”

Unutmayalım!



Osman ornek
3.12.2021 21:08:20
Tesekkurler..

YAZARLAR